ŞARKÖY’ÜN GEÇMİŞTEKİ KIŞ GÜNLERİ

 

Önce yağmurlar başladı.. ardından rüzgarlı havalar.. sıra geldi kış günlerine.. Şarköy’de kaloriferli binalar çoğaldıkça, pırıl pırıl havamız bize zehir olarak dönüyor.. Kömür tüketimi artıyor..

Bundan 40 yıl 50 yıl önce Şarköy’de kış nasıldı.. İnsanlarımız ne ile ısınıyordu.. Ormancılarla yakaladığında ne yapıyordu.. Kış günlerinde çocuklar nasıl eğleniyordu.. Ulaşım nasıl yapılıyordu..

 Yaşı 40’ın, 50’inin üzerinde geçmişi yaşamış olanlar için bir hatırlatma, gençlerimiz için geçmişten bilgilendirme taşıyan yazı için İsmail Subaşı..Şarköy’ün kış günlerini yazdı..

Bu içten, bizi geçmişe götüren hatıraları, bilgileri okumanız dileğimizle..

Yakup ÖNAL

Şarköyün Sesi Gazetesi

Yazı İşleri Müdürü

 

ŞARKÖY’ÜN GEÇMİŞTEKİ KIŞ GÜNLERİ.. / İsmail SUBAŞI

 

Çocukluğumun Şarköy’ü iki ilkokul, bir ortaokulu, hastanesi olmayan, ulaşımın ekseriyetle, haftada 3 gün gelen isimleri “Gemlik” ve “Ayvalık” olan gemilerle yapıldığı, ürünlerin takalarla, iskeleden yüklendiği günlerde geçti.

Karayolu ile ulaşımın yeni yeni gelişmeye başladığı, hiçbir turistik tesisin ve betonarme binanın olmadığı, S.S.K 1 ve 2.nci sitelerinin yapılmaya başlandığı, tek katkı, kagir ve 2 katlı ahşap binaların olduğu soğuktan ısınmak için, alt katlarının hayvan damı olarak kullanıldığı, henüz kasabanın kömürle tanışmadığı, günebakan saplarının bile yakacak için demetler halinde istiflenip, ahalinin büyük bir kısmının süt için küçük veya büyük hayvan, yumurtası için tavuk beslediği, kış ihtiyacını zahiresinden, buğdayına veya hayvan yemi ve otlarının kendisinin temin ettiği dışarıdan sadece toz şeker ve birkaç ihtiyacı olmadığı, ihtiyaç fazlası ürünlerini, diğer köylere at ve eşeklerle getirip, üzümle, buğdayı, mısır  gibi ürünleri takas edildiği, susam gibi ürünleri, Ballıköy veya Keşan’a getirip, susam yağı yapıldığı, Ziraat Bankası haricinde, bankanın olmadığı, giyecek, diğer ihtiyaçların temini için, daha çok sonbaharda yapılan Şarköy Panayırı içinden temin edildiği, 4 bin nüfuslu bir kasabada, Şarköy’de yaşıyordum..

Şarköy’de o yıllarda, elektrik Belediye Garajı’nın yanındaki cuf cuf sesler çıkaran, gece on ikiye kadar çalışan jeneratörden temin edilirdi. Her evde elektrik yoktu. Evlerde, 9 ve 14 numaralı lambalar vardı. Bahçeye çıkarken, kandil veya gemici feneri kullanılırdı.

Biz çocuklar o halde,  kemik atmaca, saklambaç, es pes, kocaka, gündüzleri, cin deliği, tompili, mendil kapmaca, bezirgan başı gibi oyunlar oynar, küçük  futbol topunun peşinden koşardık.

Tabi ki bütün işler, insan ve hayvan gücüyle yapıldığı için harman dövmek, bağ bozmak, mısır toplamak, ayçiçeği kafalarını dövmek için müthiş bir yardımlaşma ve dayanışmanın olduğu yıllardı.

Gece karanlık bastığı zaman sobanın etrafında evin büyükleri masallar anlatırdı. Bizler, anlatılan; Köroğlu, Tahir ile Zühre, Keloğlan, Kerem ile Aslı, Hazreti Ali Cenkleri veyahut terk edilmiş topraklarımız için memleket hasreti, bırakılan yerlerdeki hatıralar, geldikleri yerlerin bereketi gibi konular konuşulurdu. Bu konuşmalar, masallar içinde, bizlere mısır patlatılır, kaynatılır veya balkabağı pişirilirdi.

 O yıllarda kömür ile tanışılmadığı için, ısınma daha çok odunla yapılıyordu. Odun parası olanların, makta verilen köylerden; Yörgüç, Yayaköy, Çengelli, Uluman ve Gölcük’ten ihtiyaçlarını karşılarlardı.

Parası olmayanlar ise, havanın en soğuk ve tipi olduğu günlerde ahali, yün çoraplarını (yapağı) dizlerine kadar çeker, abadan yapılan pantolon ve yelekleri giyip, üzerine kaput ve boy pantolonları giyerdi.

Soğuktan etkilenmemek için, bol miktarda pekmez içilirdi. Bir veya iki binek hayvanı ile oduna gidilir, ormancıya yakalanmamak için tenha yollar seçilir, evlere odun getirilidirdi.

Ormancılara yakalananların baltaları alınır, oduna el konulurdu. Odun kesenlere 1 hafta hapis cezası verilirdi. Bu cezayı alanlar, Nazımbey sokakta, Afacan Otel’in arasında bulunan cezaevi damına, yatağını, yorganını getirir kalırlardı.

Ormancılar ile kaçak odun kesenler arasında münakaşa çıkardı, pek Ormancılar sevilmezdi. Bir de tütün (sigara) içmek yasaktı. Vatandaş tütün eker, İnhisara (TEKEL) denkler halinde getirir, satardı. Denkler, iskeleye getirilir, oradan da takalarla Tekirdağ’a taşınırdı.

Tütün içenler, Kolcular tarafından yakalanır, içenlere ceza verilirdi. Vatandaşın ödeyecek parası olmadığı için sıkıntı çekerdi.

O yıllarda kahvehanelerin giriş kapısı olduğu gibi bir de çıkış, gizlice sıvışmak için arka kapısı olurdu. Kolcular denetlemeye geldiğinde ya da tahsildarlar cezayı tebligat yapmak için geldiklerinde, girişte erkete de bekleyenler, içerdekilere haber verir, arka kapıdan kaçan kurtulurdu.

İnsanlarımız, kadir şinas, mutlu, iki odasında günlerce misafir ağırlardı. Yardımlaşmaların had safhada olduğu bir çocukluk günleri yaşadım.

Bugünleri gördüğümde, geçmişimi her zaman güzel hatıralar olarak anarım..


Yorumlar

Sizde yorum yapın;

Adınız-Soyadınız :
Email Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu : 21627
erol eftekin diyor ki;
Hocam Ağzına yüreğine sağlık çok güzel yorumlaşıssın